Ortalık tenhalaştı, meydan yağmura kaldı Bulutlar alçaldıkça dağları efkâr aldı Suları boşaltıyor sanki yüzlerce savak Sanki olup bitenler bir anlık bir masaldı Serinliği emiyor akkavak, ince kavak
Postacı tez buluyor adresi özelleri Silip süpürmüş rüzgâr yoldaki gazelleri Bir ücret beklemeden doldurmuş çukurlara Her kaside öpmeden geçmiyor güzelleri Perhizi bırakmaya yanaşmıyor fukara
Bir yorgun süvaridir yaşadığımız zaman Işığa bakamıyor gözlerini ovmadan Felsefe sözlüğümde yorgunluğun adı yok Öteki teper gelir berikini savmadan Kendinle cenkleşmenin kokusu yok, tadı yok
Ey gönlümün akışı, şiddetlenme, orda dur Bir çalımın Kıpçak’tır, bir çalımınsa Uygur Hız kesmeye gerek yok suları bulatmakla Sevgi ne hendek dinler, ne zindan ne de bir sur Gönül hep posta koyar ipliği çürük akla
Ey yârim, yağmur kuşum, derinlikli destanım Yüreğimin gürlüğü bağım, bahçem, bostanım Kanım kanını tutar hemen hemhâl olurum Dünyayı umursamam, yalnız senin hastanım Sana köprü olurum, sana sandal olurum
Ey cinim, çık dağlara, kayaları yuvarla Çağı yeniden yoğur dağlara yağan karla Islığıyla bileğler dişlerini her yılan Seller altında kaldı çeltikler tarla tarla Yalanan bir çakaldır sicili bozuk yalan
Tüylerini kabartmış suskun bakar serçeler Şimşek parıltıları sanki camları deler Dörtnala koşar atlar kılcal damarlarımda Son kez bir horoz öter, son kez bir oğlak meler Her ses içimi oyar düştükçe damla damla
Şakır şakır su döker değirmenin oluğu Burcu burcu gül kokar sevenlerin soluğu Duygu yoğunluğunun, düşünce aklığının Nerede görülmüştür yaralısı, uluğu Elbette farkındadır çorak çoraklığının
Ey sevgili böyle kal, değiştirme pozunu Silkele yüreğime yüreğinin tozunu Bu fotoğraf başkadır, nereden bakarsan bak Dengede tutan sensin kantarın topuzunu Ey ebrûlî karanfil, beyaz gül, kızıl zambak | | | Bahattin Karakoç | | |
|
Yorum (0)
Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır