Pazar, Kasım 13, 2005 ·

Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri – Dolunay Yay. Ankara –

Anladım
 
 

(Aranağme)

Aşkın hem ateş hem yağmur olduğunu
Kemiklerime kadar ıslanınca anladım…

Adildir Padişahım, yan tutmaz, emek yemez
İnanıp erkine yaslanınca anladım…

Sınırları karıştırdım deliliğin met cağında
Gerçeği, som gerçeği uslanınca anladım…

Fiziğini aşan yanık sesin yeni ufuklara
Nasıl pençe vurduğunu, seslenince anladım…

Aşkın fotoğrafı gözlerimde fer / kanat
Yürek sürekli zikir ile beslenince anladım…

Yaş dorukta, gönül hâlâ çıktığı yolun başında
Başım dağlar gibi sislenince anladım….

Bahaettin KARAKOÇ (Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri – Dolunay Yay. Ankara – 2004)
 
Morgda Karşılaşma
 
 
—Öğretmen Hamit Aktaş'ın aziz hâtırasına —

Bahar böyle mi öpecekti yüreğinden,
Yağmur böyle mi yağacaktı saçlarına?
Böyle mi donup kalacaktı gözlerindeki gülücükler,
Ezgiler nasıl kilitlendi dudaklarına?
--------Gece vakti vay! ...

Saat nasıl durdu, can nasıl karıştı kuşlara
Ve son perde nasıl bitti?
Genç bir meşe gibi sağlamdın, dost ve sevilgen
Toprak mı çağırdı, dostlar mı itti?
--------Yıldızın aktı vay! ...

Kara özgürlüğün kancık kılıncı
Hep böyle vurur beyaz zambaklara, nilüferlere
Sürgün çiçeğiydin ama boynun bükülmezdi
İmanın tam'dı kadere
-------- Acın yaktı vay! ...

Bu düzen, Bizans keşişlerinin çorlu düzeni
Hamitlere karşı acımazsızdır, Hamit
Sen tekbirlerle, salavatlarla yürüdün toprağına
Gönlümdeki künyede adın: Şehit,
--------Kanın sıcaktı vay! ...

Acı bir frenin ödülü ölüm
Sıla yollarında kan yankılı bir düş
Bütün tomurcuklar terliyor şimdi
Mevsim kat kat acılara bürünmüş
--------Saplanan bıçaktı vay! ...

Kuşluk vakti oldu, sen hâlâ uyuyorsun
Mermer bir masanın üstünde çırıl - çıplak
Bulutlar geçiyor ağır ağır güneşin önünden
Kemiği kazıyor bıçak
--------Şimşekler çaktı vay! ...

Bahar böyle mi öpecekti yüreğinden,
Yağmur, böyle mi yağacaktı saçlarına?
Kalem nasıl düştü elinden
Ezgiler nasıl kilitlendi dudaklarına?
--------Gece vakti vay!

Bahaettin KARAKOÇ (Kar Sesi- Ocak Yay. Ankara – 1983)
 
Gül Yüzünü Diken Etme
 
 
Bu bulutta nerden ağdı havaya?
Duam o ki, sel kesmesin yolları.
Küskün kuşum dönsün artık yuvaya,
Çiçeklensin gök zeytinin dalları.

Ölümün yosunu sarmış gölleri,
Kuğular hıçkırır kara düşlerde.
Solarken umudun beyaz gülleri.
Eski şamata yok mor gülüşlerde.

Sözlümdün sevdalım, caymak da niye,
Doğan ay'a perde germek iş midir?
Gözlerini dizdim gümüş siniye,
Bilesin ki yandığımın resmidir.

Sana doğru uçan bir kuştur saat;
Her tik-tak adınla bir düğüm atar.
Dokunan kumaşta yansır kâinat,
Mekikler koşarken baharat katar.

Kavle sadık yürek kapına düştü,
Bir gölge ışıkla oynarken dama.
Gönlüm gönül nimetini bölüştü,
Sıva sıcağını soğuk odama.

Dön bana yüzünü, dön de barışak,
Çözülsün buzullar muhabbetinden.
Dağılsın saçların hep başak başak;
İzin çıkar, tel tel devşireyim ben!

Bahaettin KARAKOÇ (Kar Sesi- Ocak Yay. Ankara- 1983)
 
Bir Bülbülün Sevdiğine Son Serenadı
 
 
Gece yıldızlar öper seni usulca
Çiğ damlacıkları toplanır yanaklarında
Ufuklar ağarmaya duranda seher vakti
Bâd-ı sabâ demlenir dudaklarında
Arılar kokuna koşar gelir

Beyaz gül derler sen duvak takınca
Yeşil çimenlerde tamamlanır tuvaldeki resim
Gülünce pembe pembe olur yüzün gülüm
İffetle birlikte anılır ismin
Seninle yeryüzüne bahar gelir

Kırmızı gül derler sen kızarınca
Kalbimin yangınıdır senin yüzüne vuran
Her mevsim en temiz sular öper
Harama göstermediğin ayaklarının altından
Böcekler usaresini emer yumuşak teninin
Sevdalın dağları aşar gelir

Bende figan başlar sen sarı açınca
Sayrı yapan bir sevdanın resmidir sarılık
Vuslat köprüsünü seller götürür
Her ezgide keleplenir ayrılık
Aşka vedasıdır gözlerinin
Hüzün sular gibi coşar gelir

Rengini, kokunu benden alırsın
Aşkın acısını bırakırsın bana
Aklımı, gönlümü hepten karıştırdın
Son serenadımı yapıyorum bu gülistana
Ve bu bir vedadır sana
Sana geniş gelen bana dar gelir

Hangi sevdayla ırgalanırsan ırgalan artık
Kalbim öldü ve ölüm susturdu kemanımı
İstediğin mezarlığa gömebilirsin
Sana asılan yanımı
Sonra dilediğin gibi koştur atını
Bir aşk şehidine ağıt ar gelir.
 

Bahattin Karakoç

İtiraf Dilekçesi
 
 
Şimdi yalan çıkmanın utancını terliyorum
Ortalık olabildiğince bir kör-duman.
Ben kendi dumanımda boğulurken
Beyaz ve siyah atlarını koşturmuş zaman;
Ihlamurlar çiçek açmış
Rüzgâr ıhlamurların türküsünü söylüyor
Çıkıp bir yelkende oturmam mümkün değil
Utancımın terleri kurumadan
Zamanın dışına sarkamıyorum.

Ihlamurlar çiçek açmış, bense hâlâ burdayım
Kavlimize göre böyle olmayacaktı,
Muhakkak sana gelecektim bir çiçek vakti
Yüreklerinde hasret, seslerinde hasret
Turnalar geçiyor memleket memleket
Bense çaresizlikten bir hurdayım
Akbabaların döndüğü son çukurdayım
Yaşanmamış bir gün, gün değil,
suçu takvimlere bırakamıyorum.

Sebep bir değil, beş değil
Ben birincisini söyleyeyim, ötesi kalsın
Kaderin hükmü bu, temyizi olmaz
Yaşanmış bir süreçtir sana rehin bıraktığım yaz,
Yakamaz, yakıştıramazsın, bugün dün değil,
vefasızlıkla ilgisi yok bunun efendim,
Tek başıma çare üretmekten tükendim
İş karışık, içinden çıkamıyorum.

’Gel' diyorsun sürgülüyken kapılar
Mayın tarlasına düşmüş gibiyim
Kasları, kanatları yanmış bir kuş gibiyim
Geç geldi ve uzaktan geçti bu bahar
Kaderin hükmü bu, nasıl geleyim
Ne başım ayıktır, ne kılavuzum var
Özüm dert evidir, düğün değil
Senin havuzuna akamıyorum.

İki tarla arasında takım belirleyen
Bir taş gibi oturup durdum bütün yıl
Gelen şiir yağmurlarını da kapıdan çevirdim ben
Bir gönül öne geçti, bir akıl
Gel gör ki her zaman kaderin dediği oldu
Bu işi bitirmem mümkün değil
Şair dilim lâl şimdi
Derdimi kolayca dökemiyorum.

Yüzüme tokat gibi yapışıyor bakışların
Gözlerimi kapatsam da karşımda duruyorsun
Ihlamurlar çiçek açmış salkım saçak
Sen beni hep kendi sözümle vuruyorsun
Ağlasam ıhlamurların dallarına kar yağacak
Uzatsan da pasaportumun süresini
Köprü su altında kaldı, bugün dün değil
Kaçağım, yüzüne bakamıyorum.
 

Bahattin Karakoç

 

Yorum (7) Yorum yaz!

Pazar, Kasım 13, 2005 ·

Aşk mektupları

Senin Denizine Çeker Attığım her Kulaç Beni
 
 

(Aranağme)

Firakına kilitlendim, ne hasta bil ne aç beni;
En ehil çilingir sensin, açacaksan sen aç beni!

Aşkım ve cezam müebbed, firar gibi umarım yok;
Köküm-dalım, damarım yok, cılız koydu kıraç beni!

Sabırdan has tiryak bilmem yüreğimin sızısına
Ne tabip anlar derdimden, ne sağaltır ilaç beni!

İptal edilmişse ilâm bir ılgımdır darüsselâm
Pamuk atar gibi atar tezgâhında hallaç beni!

Meskenim kuytu koyaklar, korkuyla basar ayaklar
Sapa düştüm amacıma götürmüyor araç beni!

Kemendin geçmiş boynuma, menzilim avlağın olmuş,
Sen say ki türü azalan bir garibân turaç beni!

Kaşındıkça kanar yaram, üşüdükçe kalmaz çârem,
Koşum yapar, eyer yapar bir delişmen saraç beni!

Mayamda yok korkup kaçmak, muradım seninle uçmak
Derneğinden-desteğinden sakın etme ihraç beni!

Ey sevgili, ey sevgili, ey sevgili, ey tek sebep;
Senin denizine çeker attığım her kulaç beni! ...

Bahaettin KARAKOÇ (Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri – Ankara / 2004)
 
Senden Sonra Başlıyor Uçurumlar
 
 
Sen gittin; olanlar oldu, sevdiceğim,
Sen gittin; (sen giderken hava açıktı.)
Sen gittin; sadece kokun kaldı çiçeğim,
Sen gittin; aniden firtına çıktı,
Uzarsa bu ayrılık, neler olur bir düşün.

Sen gittin; aynalar pörsüdü, tozlandı,
Sen gittin; nevrimiz birdenbire değişiverdi.
Sen gittin; hüznümüz alazlandı,
Sen, gittin; içimize bir acı düşüverdi.
Uzarsa bu ayrılık, neler olur bir düşün.

Sen gittin; çeşmemizin suyu kurudu,
Sen gittin boz-dumanlar çöktü dağlarımıza.
Sen gittin; etrafı örümcekler bürüdü,
Sen gittin; erken gazel düştü bağlarımıza,
Uzarsa bu ayrılık, neler olur bir düşün.

Sen gittin; bu şehrin eski tadı kalmadı,
Sen gittin; öldürücü kılıcını çekti yaz.
Sen gittin; çığrıştık avaz avaz
Uzarsa bu ayrılık, neler olur bir düşün.

Sen gittin; dil bîzar, gönül vîran,
Sen gittin ağıtlar koşuldu türkülere.
Sen gittin; ne servet kaldı ne saman:
Sen gittin; bakınıp dururum gittiğin yere,
Uzarsa bu ayrılık, neler olur bir düşün.

Sen gittin; olanlar oldu, sevdiceğim;
Sen gittin içimiz dert doldu, sevdiceğim.
Sen gittin; güneşimiz soldu, sevdiceğim;
Sen gittin; neşvemiz kayboldu, sevdiceğim,
Uzarsa bu ayrılık, neler olur bir düşün.

Bahaettin KARAKOÇ (Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman / Ay Işığında Serenatlar – Sıla Kitapları – İstanbul / 2001)
 
Zamanım Yok
 
 
Sürdüm, ektim, yetirdim; ürün tarlada kaldı,
Elimde bir avuççuk çöpüm yok, samanım yok.

Fırtınalı bir ömrün kıyısına yaklaştım,
Firardaki huzuru, bulmaya gümanım yok.

Umutsuzluk mu, asla; umudum dağlar ardı,
Uçurumlar yuvamdır, kimseye amanım yok.

Nerde uçarı pembe, filiz yeşili, mavi?
Tüm renkler grileşti, seçmeye dermanım yok.

Dünya bir süslü otağ, göç zamanıysa selek;
Neyliyeyim otağı, içinde mihmanım yok.

Bir fasıl geç diyorlar, benimse sesim kırık,
Ney'im yok-kavalım yok, tar'ım yok, kemanım yok.

Aşk akkora cevirdi, yaktığı yüreğimi,
Pişmekten esrik düştüm, külüm ve dumanım yok.

Sevgilim, bütün varım adına ipotekli,
KARAKOÇ der, gaflette geçecek zamanım yok! ...

Bahaettin KARAKOÇ (Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman / Ay Işığında Serenatlar – Sıla Kitapları – İstanbul / 2001)
 
Yürek Yordamıyla Aradığımız
 
 
En vefalı gönüllerde en nazlı güzeller
En süslü sandıklarda çeyizler örselendi
«Anneler günü”, «Dünya Çocuk Yılı» diye
Günler, haftalar ve yıllar kurtlarca parsellendi
Söyler misiniz bize ey pergelli çokbilmişler,
Gün görmeden giden canlar nerede?

Analar panik içinde, çocuklar zayıf ve tutsak
Şahin avını gökte avlar, yerde parçalar
Tohumu besleyemiyor artık bu yorgun toprak
Ve güldürürken ağlatıyor bütün palyaçolar
Söyler misiniz bize ey ekilmeden gövermişler,
Toprağı doyuran kanlar nerede?

En saf mermerin yüreğinde mavi bir (ben) dir hasret
Seğirir ışığın temposuna seher kuşları öterken
Cezrin bile yüksekliğine erişemiyor artık med
Bir beton mezarlıktır bütün kentler gün batarken
Söyler misiniz bize ey yel esmeden yerlere eğilmişler,
Yapılan bunca talanlar nerede?

Ayrık ayrık gözlerle baksanız da göremezsiniz
Gönül gözünüze mil çekilmişse ya da doğuştan kapanıksa
Yaz boyunca saz çalsanız da kozanıza öremezsiniz
Kaderinizde Hakk'ın rahmeti yoksa
Söyler misiniz bize ey kıraç topraklara düzensiz ekilmişler,
Leylekler nerede, yılanlar nerede?

Evler neden meyhane, mabetler niçin boş
Sızım sızım sızlayan telefon telleri değil ata kemikleri
Her meyveden şarap yaptık ve herkes sarhoş
Sevgiyi dumanlarla boğduk, kucakladık kemlikleri
Söyler misiniz bize ey sahneden çekilmişler,
Sevgiyi ışık yapıp çoğaltan insanlar nerede?

Bir el arıyoruz, kopan liflerimizi bağlayacak bir el
Saatleri yeniden iyi günlere ayarlasın
Helâl tatlılarla beslensin her soylu güzel
Şanımız ötelere doğru parıldasın
Söyler misiniz bize ey sürekli sorulara takılmışlar,
Tabanlar nerede, tavanlar nerede?

Hep yokuşlara mı tırmanacağız düzü görmeden
Hep buzullarda mı taşıyacağız baharı yazı görmeden?
Uzak dillidirler, çorak dillidirler çilesiz spikerler
Karınlarına basılınca öten oyuncak kuşlar gibidirler
Söyler misiniz bize ey göklere yıldızca çakılmışlar,
İhlasla dolan kovanlar nerede?

Bahaettin KARAKOÇ (Kar Sesi – Ankara / 1983)
 
Aşk Mektubu XX
 
 
Dön
Arkanı dönme yüzünü dön bana
Aştan, ekmekten, sudan ziyade
Muhtacım sana
Beni bu dünyaya
Niçin saldığının farkındayım.

Önce
Bezm-i elest'te yüzleştin ruhumla
Sonrası mühürlü bir damla
Toprak, su, ritim ve nur
Baştan sona evrensel bir mâcera
Hâlime güldüğünün farkındayım.

İrinli
Bir çıban gibi sürdürürken varlığımı
İçimde senin aşk tohumun yeşerdi
Çimdikleyip deştin çıbanımı
Anladım noksan yanımı
Yüreğimin sağaldığının farkındayım.

Yakam
Her zaman senin elinde
Çimdikle, çimdikle, daha çimdikle
Sana mezmurlarımı okuyayım içtenlikle
Bırakma yakamı ey sevgili
Karanlık sislerin, bulutların
Dağıldığının farkındayım.

Temiz
Tertemiz bir kaynaktan içiyorum şimdi
Has güzelliklere adadım gözlerimi
Gönlüm helâl çiçeklerden balözü toplar
Kanatlarım olmuş sevgi
Kefenim sırtımdaymış.
Yanımda taşıyormuşum tabutumu
Kırmışım nefs denen putumu
Bu bir kusur mu
Ölümün peşimden geldiğinin farkındayım.

Olsun
Takdirî ilâhî neyse o olsun
Alıştık ateşe, yağmura, kara
Büyük depremlere, acılara
Düşlerin parça parça
Öldüğünün farkındayım.

Ey sevgili
Gücümle orantılı olmayan yükü
Yüklersen omuzlarıma, taşıyamam
Kalbi dirilten aşkı ise
Hiç eksik etme benden
Hürriyetsiz yaşarım da
Aşksız yaşıyamam
Aklımdan geçenleri teşhirden çok korkarım
Kendim için saklanm
Ama senin ey sevgili,
Her şeyi bildiğinin farkındayım.

Bahaettin KARAKOÇ – (Aşk Mektupları- Dolunay Yay. 1999 – Ankara)
 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Pazar, Kasım 13, 2005 ·

Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman / Ayışığında Serenatlar – Sı

Ak Ellerim
 
 

Beş vakte yeşeren kutsal orman
Yaprak yaprak ellerim
Yapışmış aşk atının gök yelesine
Pamuk sularında ak-pâk ellerim…

Öylesine insan ve Müslüman ki
Öylesine dost, öylesine can ki
Ve öylesine yakın ki
Allah’a, adak ellerim…

Her sabah kaktığımda turfanda
İki esrik ak kuğudur abdest sularında
Kelle sökmeye başlar iman tarlamda
Başak başak ellerim…

Yalan yok, korku yok, kin yok
Döküldü dünyanın ham cümbüşüne
Sonsuza kol atmanın düşleri
Bayrak bayrak ellerim…

Anaç keklik gibi kızgın yatanda
Yüreğimin üstüne üstüne
Besmele göynüğüdür Kur’ân tutanda
Sanki tutmaz öper, dudak ellerim…

Beş vakte yeşeren kutsal orman
Dal budak yaprak ellerim
Vığıl vığıl ışıklarla konuşur
Cümle kötülükten uzak ellerim…

Bahaettin KARAKOÇ (Ay Şafağı Çok Çiçek- Beyan Yay. İstanbul / 1998)
 
Dua
 
 
Allah’ım, yıldızlara ağız ver, dil ver;
Benimle konuşsunlar...
Göz kırpıp durmasınlar uzaklardan
Akşam çayında
Şeker gibi eriyip tükenmesinler bardağımda
Hepsini tanımak,
Hepsiyle konuşmak istiyorum.

Allah’ım, güneşe göz, kirpik ve kaş ver
Kendi ateşiyle kendini pişirmesin...
Gücünü biliyorum, gururunu da
Bir de yüreği olsun
Ve de şarkılara yatkın bir dili,
Sesini duymak istiyorum.

Allah’ım, dağları uykuyla tanıştır,
Benim gibi düş görsünler, hayâl kursunlar
Dört mevsim güzeldir bütün dağlar
Bir de konuşsalar, şiir yazsalar
Bir dilleri var da ben mi anlamıyorum
Allah’ım, dağlarla konuşmayı nasip et bana
Rızanla eş değer bilişmek istiyorum.

Allah’ım, denizlere cemalinle yansı
Sevgiyi tanısın kıyılarla öpüşürken
Her can
Hem nigarı tanısın hem de nigarendeyi
Gökteki galaksilerle doldur içimi
Dinimle tatlandır yeryüzünü
Dilimle kanatlandır diller coğrafyasında
Her yere ulaşmak istiyorum.

Allah’ım, dualarımı bereketlendir
Ve hep gülümse...
Beni duyduğunu biliyorum
.

Bahaettin KARAKOÇ
Solo Türküler 1.
 
 
Yâr elinden aldığım bir çiçeği,
Hâlâ bir albümde saklar dururum.
Aylar, yıllar geçti yârden haber yok,
Kuru bir çiçeği koklar dururum…

Taşa yazdım ayrılığın adını
Taş yitirdi hayatının tadını
Katık yapar hoş günlerin yâdını
Boş koyduğu yeri yoklar dururum…

Bir seslensem dökülecek sırçalar
Gönül kuşum ufukları fırçalar
Bir araya gelsin diye parçalar
Bir varı bir yoğa ekler dururum…

Göçtü hayâl dünyamızın çatısı
Ne doğusu kaldı, ne de batısı
Belki budur kaderin en kötüsü
Yâr suç işler, bense aklar dururum…

Öldü desem biliyorum, ölmedi,
Kavilleştik ben geldim o gelmedi,
Mühlet bitti, bende mecal kalmadı,
Hâlâ gelir diye bekler dururum.

Bahaeddin KARAKOÇ (Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman / Ayışığında Serenatlar – Sıla Kitapları / İstanbul -2001
 

Yorum (4) Yorum yaz!

Pazar, Kasım 13, 2005 ·

Ay Şafağı Çok Çiçek –Beyan Yay. İstanbul / 1998

Azıksız Çıkma Yola
 
 

Bir nehir geçeceksen, önce soyunmalısın,
Bir dağı çıkacaksan, soluklu olmalısın.
Madem ki niyetlisin, seferin kutlu ola!
Caydırmayı düşünmem, ama derim ki sana:
Azıksız çıkma yola! ...

Seferin savaşaysa sağlam kuşanmalısın
Zaman öyle bir at ki ihmâle vermez mola!
Erkenden daha erken uyan ki kazanasın
Mahmur “biraz daha”lar düğümü çok tuzaktır
Azıksız çıkma yola! ...

Pınarın gözü ise aradığın, sendedir.
Üzengiye sağlam bas, dizgini ele dola!
Güz bahçelerinde gazel toplama, çiçek topla,
Boşa vakit öldürme, yarına kefilin yok
Azıksız çıkma yola! ...

Vuslatsa istediğin, in insanın içine
Ve çarşılarda dolaş Azrail’le kol-kola!
Mezarlığa git düşün, düğünlere git ağla
Kanadın sızlasa da Uhud kadar ağır ol
Azıksız çıkma yola! ...

Öyle bir abdest al ki, su bile sarhoş olsun
Sen yaprak ve çiçek ol, gördüğün kuru dala
Hep gönül şehri onar, kâinata sevgi sun
Her ham söze sağır ol
Azıksız çıkma yola! ...

Nereye gidersen git, heybene gönül doldur
Bir kovan parçalama bir parmak acı bal’a!
Yontuldukça yer kapla ve her zaman güzel kal,
Temiz ol, fazlanı at, eksiğini tamamla
Azıksız çıkma yola! ...

Bahaeddin KARAKOÇ (Ay Şafağı Çok Çiçek –Beyan Yay. İstanbul / 1998)
 

 

Anlarım / Anlatamam
 
 
Eprimiş giysiler gibi hüzünlü, yorgun
Ve dopdolu bir hâlin var ki anlarım anlatamam! ...

Seslensem dökülecek gülleri gözlerinin
Bu bir deli bahar ki anlarım anlatamam! ...

Has kokunu bir rüzgâr yaralamış süt çağı
Bu öyle bir rüzgâr ki anlarım anlatamam! ...

Yüreğinin parkına ışık ekerken kuşlar
Bu sevdada ne var ki anlarım anlatamam! ...

Ey canımın toprağı, sevincimin kumaşı!
Bu çokluk o kadar ki anlarım anlatamam! ...

Gökleri kucaklarım senin esenliğine
Bu sevgi bir pınar ki anlarım anlatamam! ...

Yüreği yaka yaka derinden akmak nedir?
Gülüm, KARAKOÇ der ki anlarım anlatamam! ...


Bahaeddin KARAKOÇ (Ay Şafağı Çok Çiçek -Beyan Yay. İstanbul / 1998)
 

 

 
O
Hep beni gözetmiş, hep beni kurmuş
Belli ki bendeki “ben”i tanıyor…
Yazgımla oynarken saklanıp durmuş
Yüzü yeni yeni aydınlanıyor.

Uçuruma itmiş, kırmamış beni
Düzlüğe çıkarıp sınamış beni
Konuşurken dudakları kanıyor.

Tebessümü bahar, kalbi hazine
Kokusunu alan düşler izine…

Ruhum sunacağı saf iksirinde.

Sesi ufuklarda bir uçan geyik
Varır varır toslar ses duvarına.
Gözleri telveden bir çift üveyik
Tünemiş sabahın beyaz zarına.

Batık bir gemiyi söker serçeler
Su yüzüne tek tek çıkar parçalar
Benimse her parçam intizarına.

Beni yüreğimden vurdu O ışık
Son kirim de çıktı, hazırım artık!

O, hâlâ benimle oyun peşinde…

Bahaeddin KARAKOÇ (Ay Şafağı Çok Çiçek –Beyan Yay. İstanbul / 1998)
 

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Pazar, Kasım 13, 2005 ·

Ayışığıda Seranatlar

Sana Yazdım



Mürşidimi soranlara, hep seni tarif ettim,
Her zaman dizlerinin dibiydi, benim mektebim;
Ben tuttum sabırla çile çile yazdım...

Çeksen bile koruyucu kanatlarını üstümden,
Senin öğrettiklerinle şimdi ben ayakatayım;
Anlarsın, bu şiiri sana yazdım...

Her gece yıldızları yakan elimsin diye,
Beynime, yüreğime tercüman dilimsin diye
Adını adımla bile bile yazdım...

Dil susunca uğuldar içimizde ki mağara,
Gönül Mansur gibi bin kez çekilip dara;
Anladım adını güle yazdım...

Şair oğlu şairim, redd-i miras hakkım yok,
Gider gittiği yere, yaydan fırlayan ok;
Bunu her menzile yazdım...

Bahattin Karakoç

 

 

 


Sana Arzuhâlim Deste Destedir



Bir özge mekân ki bir güldestedir,
Satır satır, sayfa sayfa bestedir.

Kemâle erişmiş bir güzelleme
Yağmur da, çiçek de hep bu sestedir.

Koçak kal, gökçek kal, hep göklere bak,
Sevdamın debisi yoğun histedir.

Sürgünün kaderi kaçak kırmızı,
Bazen aydınlıkta, bazen sistedir.

Ey, gönül şehrimin kadim ecesi!
Sana azuhâlim deste destedir.

Bahaettin KARAKOÇ (Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri - Dolunay Yayınları-2004)





Bir Ağrı ki



Köşe başlarını tutmuş tutanlar
Geviş getiriyor Hakk'ı yutanlar.
Nice şehitlikte faşing düzenler,
Şu hürriyet alıp afyon satanlar.


Bahattin Karakoç





Bu Mudur Denge



Dorukta oturur yerden alçaklar
Atları ürkütür kuru şakşaklar....
İmanlı horlanır,imansız vurur;
Kızıla boyanır en masum aklar.

Bahattin Karakoç

Yorum (yok) Yorum yaz!

Pazar, Kasım 13, 2005 ·

İlkyazda / Bahaettin Karakoç

İlkyazda / Bahaettin Karakoç

Sen bir şarkıyı yorumlarken
Ayaklarım yerden kesilir benim
Yedi kat göklerde dolaşırken,
Başım bir yıldıza çarpar
Akkor kesilir bedenim...

Sen bir şiiri yorumlarken
Bense gök kuşağına binerim
Yüreğim kıpır kıpır bir kuştur artık!
Dağın, vadinin üzerinde
Yağmurla yarış ederim

Sen bir resmi yorumlarken
Boyalar canıma karışır benim
Figürler egemen zaman ve mekana
Yer-gök türkü çiçeğidir
Yeşerten sensin güzelim...

Sen sustuğun vakit ilk yaz yok artık
Berekette biter, sevda da biter
Birden çöküverir kış ve karanlık
Şarkısız, şiirsiz, resimsiz bir dünyaya dökülür
Kanatları kırılan türküler.

Yorum (2) Yorum yaz!

Pazar, Kasım 13, 2005 ·

Bir Çift Beyaz Kartal / Bahaettin Karakoç

Bir Çift Beyaz Kartal / Bahaettin Karakoç

Hangi yayla yeşil, nerde keklik çok
Gel seninle orda olalım çocuk.
Kayalar, kayalar... Sırt sırta vermiş;
Kimi yeni mürit, kimisi ermiş.
Otlar dalgalansın biz yürüdükçe
Sular düze insin kar eridikçe,
Gün burnunda bana mavi mavi gül;
Ağız-burun lale, kaş ve göz sümbül.
Doruklardan doruklara sekelim,
Bir elim göklerde, sende bir elim;
İkimizin yüreciği bir atsın,
Bizi gören bin katarak anlatsın,

Hangi yayla karlı, nerde çiçek çok
Gel seninle orda olalım çocuk.
Bulutlar, bulutlar iç-içe girmiş
Bulutlar ki göğe perdeler germiş;
Çiğdem devşirelim, çiçek biçelim
Susayınca hep ezgiler içelim
Batmasın eline bir gül dikeni
Sen hep beni kolla, bense hep seni
Çıkıp yükseklerden taş bırakalım,
Kopan sese, kalkan toza bakalım,
Tavşanlar ürkerken bu gürültüden
Kaçan tavşanlara ıslıklar çal sen.

Hangi yayla yüce, nerde kavga yok
Gel seninle orda olalım çocuk;
İster Maraş olsun, ister Erzincan,
Sonsuzluk düşüne set değil mekan,
Başın omuzumda, omuzum gökte
Ölüm bir ak çiçek bu özgürlükte,
Yaşamaksa bir ışık cümbüşüdür,
Çağıl çağıl akan sevgi düşüdür.
Hani gökyüzünün toy vakti olur,
Kaynaşırlar yıldızlar bulgur, bulgur;
En uzak nereyse ora gidelim,
Bulutları yara yara gidelim.

Hangi yayla serin, nerde bühtan yok,
Gel seninle orda uçalım çocuk.
Meşeler, ardıçlar, çamlar yan yana
Biz kanat çırpınca dursun divana.
Bir çift beyaz kartal, hey bu da nesi?
Diyerek şaşırsın çobanın hepsi;
İlk kez görüyoruz desin görenler,
Bütün oymaklarda dolaşsın haber.
Keşiş dağlarından görünsün İstanbul,
Bütün dağ gölleri ışırken pul pul.
Güzel dost, ey hüzne aşina yürek,
Gel gidelim keklik gibi sekerek.

BAHAETTİN KARAKOÇ

Yorum (yok) Yorum yaz!

Pazar, Kasım 13, 2005 ·

Aşk / Bahaettin Karakoç

Aşk / Bahaettin Karakoç

Andolsun bütün örtülere, andolsun bütün örtünenlere ki,
Kar altında terleyerek uyanmaktır aşk.

Yanmış iki cesedin kına gibi külleri arasından
Fışkın sürerce dirilip yeniden yanmaktır aşk.

Cümle ağaç kapıları, cümle demir kapıları aşıp,
Bir gönül kapısına dayanmaktır aşk.

Sevgilinin otağını gökkuşağına boyayıp gece-gündüz,
Hüznün safran sarısıyla boyanmaktır aşk.

Yaratmaktır ya da sevgilinin toprağından yaratılmak,
Her nefes alıp verişte yanmaktır aşk.

İsmaili bir gönülle teslim olmaktır bıçağa,
Birini kandırmak değil, bilerek kanmaktır aşk.

Diline arılar konar, koynunda karıncalar gezer,
Sevgilinin ölçeğiyle her zaman sınanmaktır aşk.

İsrafil'in Sur'unu ruhunda duymaktır aşk,
Suyu suyla yumak gibi aşka inanmaktır aşk.

Yorum (1) Yorum yaz!

Pazar, Kasım 13, 2005 ·

Kepez / Bahaettin Karakoç

Kepez / Bahaettin Karakoç

Ansızın bir karasu iner
Deniz fenerinin gözlerine
Fener kör olur
Ve ağır ağır uyanmaya başlar
Deniz dibinin devleri
Koç sürüsü dalgalar toslaşır gerine gerine
Ötede yıkkın bir balıkçı köyünün çiçeksiz evleri
Evler ki denizlerde olup bitenleri bilmez
Bense bu kaderi iyi bilirim
Benim adım Kepez

Yıldızlar olmadı mı, dolunay olmadı mı
Gökyüzü de kördür
Yüreğindeki kara bulutlar
Durmadan yıldırımlar kusar
Yorgun bir gemi oturur kayalara
Karışır birbirine dua ve küfür
Korkuysa şapkasını her zaman
Kapkara bir dala asar
Bir yosun tarlasında dinlenirken
Gördüm ölümü kaç kez
Selam verip geçti gülümseyerek
Ben korkusuz Kepez

Kaç sünger ve inci avcısının
Kanına girdi bu denizler
Kaç taze gelin ihtiyarladı
Bu ufuklara baka baka
Her sabah
Neşeli bir ıslık aydınlığına
Evden çıkıp gidenler
Ya döndüler ya da hiç dönmediler
Yaralı akşamlara
Yalnız kalmayınca aç kalmayınca
Oğlak, kuzu melemez
Ben ne dramlar yaşamamışımdır bu kıyıda
Ben Kepez

Mutlu insanlarda gördüm
Gelip kollarımın arasında sevişen
Ama uzun sürmedi
Şıngır mıngır kristal ömürleri
Ne çığlıklar işittim rüzgarlardan
Mevsim mevsim değişen
Hele de yitik ekmekler gibi ayrılık türküleri
Tedirgin martıların
Kanatları vururken gez
Ben dilsiz bir görgü tanığıyım
Benim adım Kepez

Gün kısalır,
Bir gece de değişir renk renk haritam
Gün uzar,
Sızlayan süslü bir göğüstür Tarih-i Kadim
Sırdır, ayıptır
Gördüklerimin hepsini anlatamam
Gemiler gelip geçerken
Kaç dilden hüzünlü şarkılar dinledim
Gül yanaklı, lale dudaklı
Ne güzeller gördüm gitti gelmez
Ben hep aynı yerde beklerim
Benim adım Kepez

Bazen denize küserde
Gökteki yıldızlarla konuşurum
Bazen gidemediğim yerleri okşamak isterim
Bulamam ellerimi
Ay doğarken başlar
En uzun süren sarhoşluğum
Asırlar kemirse de
Koparamazlar zincirlerimi
Kimse kirli ayaklarıyla
Üzerimi tepeleyemez
Ben beş vakit
Sabrın gül suyuyla yıkanırım
Benim adım Kepez

(Seyfullah Kartal KEPEZ Şiirini seslendirmiştir)

BAHAETTİN KARAKOÇ

 

Yorum (10) Yorum yaz!

Pazar, Kasım 13, 2005 ·

Beyaz Dilekçe'den / Bahaettin Karakoç

Beyaz Dilekçe'den / Bahaettin Karakoç

Rahman ve Rahim olan adına sığınarak
Açtım iki elimi; kor gibi iki yaprak.

Bir edep ölçeğinde umutlu ve utangaç,
İşte dünya önümde; benim ruhum sana aç.

Kainati yarattın, donattın, rızık verdin,
Kimine sonsuz körlük, kimine ışık verdin.

Kainatta ne varsa hepsinin zikrinde sen,
Hamd ve şükür sanadır, herşey seninle esen.

Çalı bile kendine sığınan kuşu itmez,
Sen gafursun, azizsin, senin keremin bitmez.

Benden önce esirge Muhammed ümmetini,
Esen gitsin her kervan, en sona ula beni.

Her müslüman bir kartal, vurulur da pesetmez,
Oruçtan tad alanlar, kemik peşinde gitmez.

Bezm-i Elest'te sana secde eden ruh için;
Verdiğin söze sadık, doğru giden ruh için;

Hiç kimseyi vatansız, milletini devletsiz,
Gönülleri sevdasız, şehirleri mabetsiz;

Bayrakları rüzgarsız, ocakları ateşsiz,
Bırakma ulu Rabbim, asi kul değiliz biz.

(Mehmet Emin Ay seslendirmiştir)

Yorum (15) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Sitenizesayac.com