Cuma, Nisan 13, 2007 ·

*Beyaz Dilekçe'den...

 

*Beyaz Dilekçe'den...

Rahman Ve Rahim Olan Adına Sığınarak,
Açtım İki Elimi, Kor Gibi İki Yaprak.

Bir Edep Ölçeğinde Umutlu Ve Utangaç,
İşte Dünya Önünde, Benim Ruhum Sana Aç.

Bu Seyriyen Ellerle, Senden Seni İsterim,
Senden Seni İsterken, Canımdan Çıkar Tenim.

Sana Âşık Ruhumdur, Merceği Yakan Işık
Gözlerim, Cemalini Görmeden De Kamaşık

Bir Mirasyediyim Ben, İflasın Eşiğinde,
Hep Sabırla Çürüyor, İhlas Bileşiğinde.

Kimin Kimlik Ararken, Hem Güler Hem Ağlarım
Yükseklerden Dökülen, Sular Gibi Çağlarım.

Çok Tuzlu Bir Denizim, Her Anım Med ve cezir,
Sana Âşık Olalı, Yüreğim Kutla Esrir.

Döşeğim Kara Toprak, Yorganım Kara Bulut,
Ben Seninle Doluyken, Vurgun Yapamaz Umut.

Her İnsan Günah İşler, Sen’den Saklanır Mı Sır?
Tövbe Dilekçesiyle Sırttan Kalkar Bu Nasır.

Kainatı Yarattın, Donattın, Rızk Verdin,
Kimine Sonsuz Körlük, Kimine Işık Verdin.

”Yanlış Adım Atmayın! ”, Diye İndi Her Kitap,
Sana Açılan Eli, Geri Çevirmezsin Rab.

Ulu Birsin, Sineden Peygamberler Gönderdin,
Gök Yüzüne Yıldızlar, Yere Çiçekler Serdin.

Senden Önce Bir Sen Yok, Kâinatta İlk Sen’sin!
Bu Kâinat Bir Meta, Hepsine Malik Sen’sin!

Rabb’im Seni Tanıyan, Bilir Doluyu – Boşu.
Kapına Geldi İşte, Yorgun Bir Aşk Sarhoşu.

Garibim, muzdaribim Ama Umutsuz Değil,
Seninle Dost Olanlar, Cihanda Mutsuz Değil,

Kulunun Kurbanıyım, Rabb’im Senin Mülkünde,
Garip Kulun, lütfeyle Gülümse Dilekçeme.

Senin İçin Verince, Verenin Feyzi Artar,
Gönülden Bir Sadaka, Dağca Bir Ömrü Tartar.

Kainatta Ne Varsa, Hepsinin Zikrinde Sen!
Hamd Ve Şükür Sanadır, Her Şey Sen’inle Esen!

Sen Ki Sana Geleni, Çevirmezsin Eli Boş,
Âşık Boşa Dememiş: Lütfûn da Kahrın da Hoş!

Bir Beyaz Dilekçedir, Sana Her Yalvarışım,
İmanımla Amelim, Hem Perdem, Hem Nakışım.

Çalı Bile, Kendine Sığınan Kuşu İtmez,
Sen Gafursun, Azizsin, Senin Keremin Bitmez!

Geldim İşte Kapına, Kul Senden Irak Olmaz
Sana Adanmamışsa, Yürekte Yürek Olmaz!

Her Müslüman Bir Kartal, Vurulur Da Pesetmez,
Oruçtan Tad Alanlar, Kemik Peşinde Gitmez.

Bezm-İ Elest'te Sana, Secde Eden Ruh İçin;
Verdiğin Söze Sadık, Doğru Giden Ruh İçin:

Hiç Kimseyi Vatansız, Milletini Devletsiz,
Gönülleri Sevdasız, Şehirleri Mabetsiz;

Bayrakları Rüzgârsız, Ocakları Ateşsiz
Bırakma Ulu Rabbim, Asi Kul Değiliz Biz.

Benden Önce Esirge, Muhammet Ümmetini,
Esen Gitsin Her Kervan, En Sona Ula Beni!

Kâinat Bir Mozaik, Her Şeye Sahip Allah!
Ey Gizli Ve Aşikâr, Her Derde Tabip Allah! ...
 

Bahattin Karakoç

Yorum (1) Yorum yaz!

Salı, Mart 21, 2006 ·

Yürek Bir Kırmızı Güldür Seninle

 


 

Güzel duygular yeşerip
Gök tatlı yemişler verince
Gönül kanatlarını gerince
Gördüklerine gösterip
“Bu hal ne hâldir? ” diye
“Bu yol ne yoldur? ” diye
Soramazsın ki…

Sen bayramlar kadar
Canlı ve güzelsin
Bazen yanık bir türkü
Bazen gazelsin
Can masmavi bir göldür
Yürek bir kırmızı güldür seninle
İstesen de istemesen de
Koparamazsın ki…

Ellerin bir çift beyaz kuş
Tanımıyor ki dur durak
Gönlümde pervaza durmuş
“Gel! ” demişse dostun sana,
“Git! ” demişse deli yürek
Bağlasalar da yerinde
Duramazsın ki…

Sen bayramlar kadar canlı,
Has bahçelerden güzelsin
İp nerde inceliverse
Daha sağlam bağlar sesin
Sen hep özümde özelsin
Yürek bir kırmızı güldür seninle
İstesen de istemesen de
Ayıramazsın ki…

Bahaeddin KARAKOÇ (Kar Sesi – Ocak Yay. 1983 / ANKARA)
 

Yorum (21) Yorum yaz!

Salı, Mart 21, 2006 ·

Güle Seranatlar Yapmak


 

Tekmesiyle şişinene iflah olmaz katır derim
Durmadan yemin edene her sözünüz kıtır derim.

Gönül ehli hâle bakar, dili tek reçete bilmez;
İnsan, gönlüyle insandır, her gönül bir yatır derim.

Güle serenatlar yapmak bülbülün bir ibâdeti,
Ben de olsam dikenini yüreğime batır derim.

Her gün dostun kapısında gören benden sebep sorar
En öncelikli sebebim evvel - âhir hatır derim.

Bir dost sınamaya kalksa boynumu önünde görür
Amaç et ile kemikse işte sana satır derim.

Ölüm meleği koluma yâr gibi girerse bir gün
Yol azığım hazır durur, al terkine götür derim.

Yaradan bilir özümü, hiç esirgemem sözümü
Bedeli ölüm olsa da sözümü şen-şatır derim…

Bahaeddin KARAKOÇ (Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri – Dolunay Yay. 2005 / Ankara)
 

Yorum (4) Yorum yaz!

Salı, Mart 21, 2006 ·

Sen Yoksun

 
 

Girerim-çıkarım, gözüm yoldadır,
Gezenler ortada ama sen yoksun.
Tohum ekenekte, meyve daldadır,
Düzenler ortada ama sen yoksun…

Yanıktır, yüreği kokar evimin,
Yorgundur, sıvası akar evimin,
Kapısı dağlara bakar evimin,
Hâzânlar ortada ama sen yoksun…

Umut kovalayıp hayâl kurmaktan,
Dalga dalga kıyılara vurmaktan,
Yorgun düştüm yokluğunu sarmaktan,
Kızanlar ortada ama sen yoksun…

Muhatap yok, bölüşemem kozumu,
Annem bile beğenmiyor pozumu,
Takvim silkeliyor ince tozumu,
Tozanlar ortada ama sen yoksun…

Urbam buruş buruş, kunduram çamur,
Ölüdür kürkünü soyduran samur,
Kaç kez çiçek açtı koca ıhlamur,
Sezenler ortada ama sen yoksun…

Vakit düz ikindi bacalar tüter,
Gece olur ishak kuşları öter,
Ne acı azalır, ne hasret biter,
Yazanlar ortada ama sen yoksun…

Bir türlü kırılmaz bu sen zinciri,
Kim takar bu bilek kesen zinciri?
Hayatım bir garip desen zinciri
Çizenler ortada ama sen yoksun…

Rüzgâr kapı kapı gezer evleri,
Şehri basar Kaf Dağı'nın devleri,
Aşmak çok zor aşk yolunda şevleri,
Çözenler ortada ama sen yoksun…

Bahaettin KARAKOÇ

(Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri – Dolunay Yay. 2005 / Ankara)

 

Yorum (2) Yorum yaz!

Salı, Mart 21, 2006 ·

Öl de

 

ÖL DE...


Sesini bir kartal gibi uçur sultanlığından
Ta karlı dağların ötesinden çağır beni
İşlerimi bırakır uykularımı böler
Gelirim sana...

'bir bir geride bırakıp ayrılık tünellerini,
gelir dayanırım kapına...'

Ben seninim ey, ey sevgili...

Öl de... / ben zaten,
Öl de... / ben zaten öldüm
Öl de... / ben zaten öldüm Leyla...
Ölürüm sana, ölürüm sana...


Fermanını yaz, mühürle, yüreğime as, sultanım
Nerde silah sesine bir çığ kopsa bilirim,
Bilirim ki sen ordasın....

'iki elim kanda da olsa siler gelirim sana,
gelir dayanırım kapına'

Ben seninim ey, ey sevgili

Öl de... / ben zaten,
Öl de... / ben zaten öldüm
Öl de... / ben zaten öldüm Leyla...
Ölürüm sana, ölürüm sana...

------
Şiir :Bahaettin Karakoç
Müzik:Hasan Sağındık

Yorum (2) Yorum yaz!

Salı, Ocak 10, 2006 ·

Aşkın Âvaresi Oldum

Aşkın Âvaresi Oldum
 
 

Akılgından bir dal kestim
Sopa yapmak değil kastım
Ben anadan doğma mestim,
Sen gitsen gizin kalıyor.

Yol oldum yoluna ulak
Ne aşım, ne işim dölek
Ne yapar yanmışsa bulak?
İçimde sızın kalıyor.

Avârelik işim oldu,
Gülümsedim hışım oldu,
Hüzün kan-kardeşim oldu
Her şeyde izin kalıyor.

Sevdiğini ah bir bilsem
Umursamam yüzyıl yelsem
Oturup resmini silsem,
Ortada ağzın kalıyor.

İstihâreye yatarken
Çok derin kulaç atarken
Her yıldız bir bir batarken
Senin yıldızın kalıyor.

Döküldüm yârim döküldüm
Çok kırıldım, çok büküldüm
Sapa dağlara çekildim
Ayrık denizin kalıyor.

Doruklara duman çöker
Gökyüzü gözyaşı döker
Kolumu ayrılık büker,
Elde hep hüzün kalıyor.


Bahaettin KARAKOÇ (Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman / Ayışığınsa Serenatlar – Sıla Kitapları / İstanbul -2001)
 

Yorum (3) Yorum yaz!

Salı, Ocak 10, 2006 ·

Baht Nazlı, Zemin Çok Oynaksa

Baht Nazlı, Zemin Çok Oynaksa
 
 

Bir al-elma olsaydı
Eşit biçimde dilimler,
Paylaşırdık mutluluğu;
“Şu senin
Bu benim! ” derdik.
Tadını çıkara çıkara
Eminirdik;
Elma değil dilemezsin ki…

Küçücük bir çalışkuşu
Mutluluk.
Ne zaman gelir,
Ne zaman öter,
Ne zaman susar,
Nereye gider
Bilemezsin ki…

Bindikçe biner
Ağırlığı
Yalnızlığın.
Özlemin yangınlara dönüşür
İçin bir yanar, bir üşür.
“Geleceğim! ” dersin
Göz takvimde,
Söz askıda kalır.
Engel üstüne engel
Gelemezsin ki…

Beni sorma var’la yok arası.
Ey kara gözlerin çırası
Bütün mühletleri bitirdim,
Ben, beni yitirdim.
Gelsen de beni
Koyduğun yerde
Koyduğun gibi bulamazsın ki…

Kendimden biliyorum
Çok göçük altında kaldım,
Nice hülyâlara daldım.
Bir sevdaya kaptırdıysan yakanı
Bir daha kurtaramazsın ki…

Köprünün o yakasında sen,
Bu yakasında ben
Aynı ırmağı seyrediyoruz.
Hep bu vakitlerde
Nedir bizi yakan,
Nedir üşüten
Neden
Akla yakın cevap yok
Bulamazsın ki…

Yeniden,
Yeniden ilân ediyorum:
Yüreğimdeki tomurcuk gülümsün
Ezgiler dokuyan.
Varı yoğu ayet ayet okuyan
Gönül dilimsin.
Gökte dolunay vardı
Sözleştiğimizde;
Gene var.
Bilmeyenler bilsin
Sevgilimsin.
Duyduğunu,
Dinlediğini
Beni anladığını biliyorum.
Başka türlü benim olmazsın ki…

Bahaeddin KARAKOÇ (Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri – Dolunay Yay. – 2004)
 

Bahattin Karakoç

Yorum (3) Yorum yaz!

Pazar, Kasım 13, 2005 ·

Mevsimler ve Ötesi (1962)

Sokakların Kaderi
 
 

Ağzı ıslak yapan sokağa yürür,
Kimi papuç sürür kimi çul sürür.
Boynuzu boyunu aşan her meddah,
Satılmış itlere övgü döktürür.
 

Bahattin Karakoç

Mukaddes Sır
 
 
Âşık güler, aynalarda gül açar;
Kıraçlar yeşerir, gök ışık saçar.
Muhabbet yağmuru düşmeyen yerde,
Ne bir ceylan meler, ne bir kuş uçar...
 

Bahattin Karakoç

Yorum (1) Yorum yaz!

Pazar, Kasım 13, 2005 ·

Leyl ü Nehar Aşk (1997)

 

Bir Şiire Sığmayan
 
 

Haramın azıdişi gereksiz konan her zam
Hiç âşık olmamışsa tam olur mu boş adam?

Kara tüylü kırlangıç, her gün hamama gitse
Kırlangıcın tüyünü ağartır mı bir hamam?

Geometrik şekiller çiziyor kanatlarım
Üzerinde uçtuğum ırmaklara tastamam.

Yüreğim yıldızlara dokunur arada bir
Başımı döndürür hep göklerdeki ihtişam.

Şair kepenk indirip bir geziye çıkarsa
Şiir kendini asar ve bozulur intizam.

Ey dağlara gidenler, çiçeklere basmayın,
Bir çiçek ezilirse artık kalır mı nizam?

Akşamsefası gibi bir garip çiçek gönlüm,
Uzaklardan bir yıldız göz kırparken her akşam.

Aydınlatır eşyanın görünmeyen yüzünü
Ve susar gizemli kuş, anlat de, anlatamam…

Bahaettin KARKOÇ (Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman Ayışığında Serenatlar –Sıla Kitapları-2001)
 
Kiraz Devşirmeye Gitmiştin Hani
 
 
Nerden gelirsen gel, yolu uzatma;
Kavli erteleme, gönlüm kan ağlar.
Her gamzeni sapan yapıp taş atma
Camlar şangır-şungur, canda can ağlar.
Hortuma dönüşür her toz bulutu,
Gölgemin sırtında aşkın tabutu
Vadiyi kucaklar görkemli dağlar,
İntizarım yoktur, inkisarım var.

Nasıl girersen gir, yüreğim senin;
Deri geçir davul, tel takarsan tar.
Çiy düşse üstüne ürperir tenin,
Ay doğarken göle iner kuğular.
Islığıma uladığım ezgiler,
Yüreğime belediğim ezgiler,
Hicranla tanıştım ah u zarım var
İntizarım yoktur, inkisarım var.

Ne dersen de, dinlemeye hazırım
Yüreğim mekiktir, sesini sarar
Bakışında parlar beyaz huzurum
Bir karınca yuvasına yol arar
Bekletme, nazlanma, konuş ne olur,
Sensizlik bir çöldür ölümü solur,
Geç kalan gelişler ne işe yarar
İntizarım yoktur, inkisarım var.

Adınla yaklaşsa bana birisi
Havalar değişir, yer-gök gül kokar.
Bir aşk mağduruyum umut dirisi,
Dilekçem cebimde elimi yakar.
Kiraz devşirmeye gitmiştin hani
Çilek kokuyorsun vakte yabani
Unutma sana bergüzarım var
İntizarım yoktur, inkisarım var.

Bahaettin KARAKOÇ (Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman / Ayışığında Serenatlar –Sıla Kitapları- 2001)
 
Aşk Mektubu VIII
 
 
Ben sevda bölüğünde kıdemli bir askerim
Hizmetim sanadır ey tacidarım
Canı bir emanet bilir taşırım
Bir ırmak delirir geceleri
Bir yıldız kayar ötelerden
Bir bulut geçer Ay’ın önüne
Birden üşürüm
Ve seni daha çok düşünürüm
----------Kokunu en sevdiğim güle veriyorsun! ...

Hangi şekle dönüşürsen dönüş
Hangi kılığa girersen gir
Bilirim ne kadar gerçeksin, ne kadar düş
Gönlüm bir şahindir takarım peşine
Bulur seni saklandığın yerde
Tutar elinden – eteğinden
Bana getirir
----------Sen kendini kolay ele veriyorsun! ...

Sarmal bir sevdayla yaşarken aynalar derbendinde
Bir Aslıhan oluyorsun, bir Leylâ
Beni de mahkûm ediyorsun değişim sürecine
Bir Kerem oluyorum, bir Mecnûn
Dağlara, çöllere vuruyor içimdeki vâveylâ
Firar ettiğimi bilmiyor bölüğüm
Kırık gönlümde kırk düğüm
----------Adımı dile veriyorsun! ...

İçimde ebedî bir sürgünlüğü yaşarım
Hangi gezegende insem rastlarım izine
Dişlerim beyaz kirazlar gibi hep birden sızlar
Ve gülümserim dişçinin elindeki demir kerpetene
Biraz daha fazla bakabilmek için yüzüne
Bir kaya yuvarlanır boşluğa
Kimse bir anlam veremez bendeki hoşluğa
----------Sense yakıp külümü yele veriyorsun! ...

Ben sevda bölüğünde kıdemli bir askerim
Terhis olsam gidecek bir yerim yok
Yüreğimden başka silah taşımam
Bütün adresleri iptal ettim
Benim senden özge gerçek yârim yok
Bir hakkuşu öter geceleri
Aşk, mektup yazmaya zorlar beni
----------Sense yeri – göğü sele veriyorsun! ...

Bahaettin KARAKOÇ (Aşk Mektupları – Dolunay Yay. 1999)
 
B u g ü n d e n Y a r ı n a
 
 
Bu Mudur Denge
 
 
Dorukta oturur yerden alçaklar
Atları ürkütür kuru şakşaklar....
İmanlı horlanır,imansız vurur;
Kızıla boyanır en masum aklar.
 

Bahattin Karakoç

‘Gavurdan dost, domuzdan post olmaz! ’ derdi anam,
‘Kırılan çanak, bir daha dolmaz! ’ derdi anam,
‘Zulm edenin yanına kalmaz! ’ derdi anam...
Çiçektik, sulardı, ‘solmadan büyüyün! ’ diye
Anlamlı ninniler söylerdi, vitamini bol
Dinlerdik, özümlerdik bitevîye...

Düşeni kucaklayıp yerden kaldırır
Üşüyeni sevgisiyle sarardı anam,
Yanından birazcık ırayıp gitsek
Bizi köşe – bucak arardı anam,
Rüzgârın dağıttığı saçlarımızı
İnce parmaklarıyla tarardı anam...
Çiçektik, sulardı, ‘solmayın! ’ diye
Hep dua ederdi ‘çirkin ölmeyin! ’ diye...

Yıllar bu minval üzere akıp gitti,
Biz büyüdük, annem bizi bırakıp gitti.
Bilenler: ‘tam bir Osmanlı kadın! ’ derdi anama.
O gitti, onunla Osmanlı gibi bir devir bitti.
Bizler aldık insanlık ormanındaki yerlerimizi,
Gâvurlar da, domuzlar da ırgalamıyor bizi...

Alıştık, zalimlere omuz vermek ar gelmiyor bize,
Poşetlere de girsek dar gelmiyor bize,
El ağzıyla konuşmaksa hiç zor gelmiyor bize.
Elbet bir gün biz de gideceğiz, evrensel kader bu!
Bizim çocuklarımız fışkın sürer aynı ormanda
Belki ilkbaharda, belki de harmanda...

Rabb’im çocuklarımızı bizden basiretli kıl,
Her mide gurultusunun peşine düşmesin akıl! ...

Bahaettin KARAKOÇ (Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri – Dolunay Yayınları – 2004)
 
Birazdan O Katil Uçaklar Geçer
 
 
Bu sene hiç güleç olmadı bahar;
Çocuklar çok ürkek, çiçekler kirli
Havada bir kurşun ağırlığı var,
Gökten zulüm yağar, sular zehirli.

Bademler, erikler çiçeğe durmuş
Neden fark etmedim bugüne kadar?
Kırlangıçlar gelmiş ve yuva kurmuş
Hep bende toplanmış kara bulutlar.

Çarşı – pazar dersen boş kalabalık,
Dervişin yüreği zikir hâlinde...
Bu hâllere sık sık çarpar bir balık,
Tesbih yapar sevgiliyi dilinde.

Sahi, balıkların dili nicedir?
Her dilden anlarım, ikisi hariç;
Bunlar ibranice, ingilizce’dir;
Biri mordekay, biri havâric.

En güzel ötücü kuş öttüğünde
Dedim ki: - bu ritm aşkın doğası.
Kim takılıp kalır toyda – düğünde?
Gökçül bir alazdır sabah duası.

Yüreğin mermiyse kalk namluya sür,
Birazdan o katil uçaklar geçer...
Derin bir açılım ince tefekkür,
Ufku velveleye verir serçeler.

Bahaettin KARKOÇ (Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri - 2004)
Bildiri
 
 
Sen yoksun, kapım düşüncelere açık;
Sesimde ritm oldun, düşüme maya.
Sen, hüzün perçemim, beyaz karanlık;
Dolunaylar gibi doğuver artık,
Kutsal ışığınla parlat aşkımı,
Parlat ki düş atım aksamaya!

Yıllardır beklerim geleceksin diye
Umut tohumlarım güleç ve diri,
Bir tılsımlı kuş ol geliver gayri;
Geliver kapıma, gitme bir daha!
De ki: -'Ebedidir bu aşk, bu bahar.'
Çiçeklerin, türkülerin en güzeli yar;
Yaşama gücümsün, sensin hayatıma
Bir minyatür gibi renk veren rüya.
 

Bahattin Karakoç

Beyaz Bulutlar Altında
 
 
Açmayın yüzünü ölünün
O üstünde yatıyor şimdi
Vakitsiz solmuş gülünün

Ağlatmayın kızını ölünün
Melekler kalıbını alıyor şimdi
Kanatları yolunmuş dilinin

Silmeyin izini ölünün
Melekler kalıbını alıyor şimdi
Üstüne serilecek halının

Çalmayın sazını ölünün
O bütün notaları unuttu şimdi
Tılsımı bozuldu elinin

İri kanatlı kuşlar götürdü yazını ölünün
O sonsuza bakan bir başak gibi
Kilidi sökülmüş yolunun
 

Bahattin Karakoç

Gönlüme Ne Diyeceğim
 
 
Ağyârın ağzından duydum yârin geleceğini
Vakit geceydi, karanlıktı, yapış yapıştı
Yârin ayaklarına taş değmesin diye gelirken
Bütün uyku kuşlarını azad ettim
Geceye ay oldum ben...

Gül bahçelerinde demlenmiş meltemleri çağırdım
Gülsuyuyla yıkadım ufukları
Gözcüler bıraktım kapılara
Yük hangi yöne ağdırsa ağırlığıyla
Öte yöne tay oldum ben...

Gene bir müjdeyle kör kütük sarhoş oldum
Gene her kadehteki şarap yârin adı
İçtikçe çözüldüm, sabrım kalmadı
Fırlamak üzere ok olan canım
Hasretle gerilmiş bir yay oldum ben...

Uzaktan geçip gidiyor kervân uzaktan
Belki/ler eğiriyorum ince ince
Birisi dese ki işte o geldi
Ne kadar kızıl bakır gece varsa
Hepsine o anda kalay olurdum ben...

Nasıl gireceğim artık konuğu gelmeyen eve
Helâl sofralar donatan gönlüme ne diyeceğim
Yol kenarlarına dizilmiş ağaçlara
Yalnızlığın hangi rengini giydireceğim?
Kurban kimliğimle pay pay oldum ben...

Diyelim ağyâr zevk için yalan söyledi
Sanki yâr bilmiyor muydu beklediğimi?
Kokusu vurup geçti, kendi gelmedi
Gün doğacak, düğün gecemizse yaralı
Yine ele güne rüsvay oldum ben...

10.1.1988
 

Bahattin Karakoç

Yorum (1) Yorum yaz!

Pazar, Kasım 13, 2005 ·

Kar Sesi – Ocak Yay.-1983 / Ankara

İlmik İlmik
 
 

Ne zaman seninle bir gezi düşlesem,
Hep arkana bakman var ya vuruyor sekte.

Hâlbuki vakit dar, menzilse çok uzak,
Ne umutlar yitecek daha ilk tümsekte.

Yağmurla arıtmak isterim gecenin karasını,
Yağmur ki namluya sürülen en son fişekte.

Sende gayret eksik, bende cebîr gücü,
En güzel yanımız çürüyor bir ot döşekte.

Olumsuzluk, güneş gibi oturmuş tepemize,
Ayrılıklar sürekli diş bilemekte.

Sofrada, seyranda kuşkulu kanat sesleri,
Bir yandan dürtmekte, bir yandan gülümsemekte.

Yana yana çekilmiş hiç resmimiz yok,
Sen hasada girmişsin, benim tarlam göcekte…


Bahaettin KARAKOÇ (Kar Sesi – Ocak Yay.-1983 / Ankara)

 

 

 
Pay
 
 
Al sana yepyeni bir yüz daha,
Kuşlar sevişirken kırılıveren.
Dağılır ufuklara şıngır şıngır,
Yarısı şiirdir, yarısı porselen.

Al sana yepyeni bir şiir daha,
Hayata sevgiyle sarılıveren.
Yürek bir güneşi tutkal bilmiştir.
Yarısı çiçektir, yarısı porselen.

Al sana yepyeni bir çiçek daha,
Gönülden bakınca diriliveren.
Mevsimi şaşırmış bir ışık ortalıkta
Yarısı bir düştür, yarısı porselen.

Al sana yepyeni bir düş daha,
Sular kabarırken duruluveren.
Dağlardan, kaynaklardan, ufuklardan
Bir deli ezgidir, yarısı porselen.

Al sana yepyeni bir ezgi daha,
Işığın tahtına kuruluveren.
Sayısız başaktır, sayısız yıldız
Yarısı al-kandır, yarısı porselen.

Al sana yepyeni bir damar daha,
Sevda yokuşunda yoruluveren.
Bir ayağı üzengide, öteki boşta
Yarısı bengisu, yarısı porselen.

Bahaettin KARAKOÇ (Kar Sesi – Ocak Yay. 1983 - Ankara)
Bir Sevgi Oylumu Mor Menekşe
 
 
Sevgi olmasa,
Üşürdüm kuyularda ey dost!
Karanlığın rüzgârı dalgalandıkça,
Sevgidir çoğaltan soyumuzu;
Sevgiliyi andıkça.

Şiir olmasa,
Olur muydum sanki şimdi ben?
Geçmişin ve geleceğin dilidir şiir.
Ne zaman yakalasa beni içimden,
Nadide çiçeklerden bir iksir.

Umut olmasa,
Yürekte ne ışıyacaktı kandil kandil?
O umutlar ki her zaman bir kutlu asa,
Yeşertir en çorak gönül topraklarını
Çil çil! ...

Düş olmasa,
Tükenir miydi hiç penceresiz geceler?
Can kendini vururdu yokuşa,
Kilitli kapılar gibi
Birbirine kilitlenirdi bilmeceler.

Hülyâ olmasa,
Ruh nasıl hicret ederdi tâ yıldızlara?
Şiir, düş, umut ve hülyâ
Bir sevgi oylumu mor menekşe;
Selâm kaleme, kâğıda.

Sabır olmasa,
Nasıl yumuşatacaktık ayrılığın kemiklerini?
Hayatlarımızla bağlı olmasak toprağa,
Ezgilere karıştırıp kimyasını
Böylesine koklayabilir miydik çiçeklerini?

Hasat vaktidir şimdi,
Şiirin en güzel sabahı,
Sevginin ak topuklarını yüreğe vurduğu an,
Ne ışık, ne rüzgâr, ne de sular uyuyabilir artık;
Dipdiri bir medeniyettir kan…

Bahaettin KARAKOÇ (Kar Sesi – Ocak Yay. – 1983)
 
Anadolu Türkçesiyle Bir Ulu Çınar Konuştu
 
 
Görkemli geçmişime nice yasaklar koyup,
Bizden görünenler kesti benim en gür dallarımı.
Dört duvar ortasında acıdan anıt yüzüm;
Ben eskiden böyle kuru bir ağaç değildim! ...

Yokluk kılıç kuşanamazdı benim toprağımda,
Tuttuğum altın olurdu ellerimde çil çil
Ve her selâmım bir ülkeyi beslerdi tekmil;
Gözüm tok, gönlüm tok, hiç aç değildim.

Sipahiler uçururdum seferlerden seferlere,
Demezlerdi Asya neresi, Avrupa nere?
İnsanlığı benden öğrenirdi palazlanan her kefere;
Şimdiki gibi Batı’ya muhtaç değildim! ...

Elçiler yığılırlar, yüz sürerlerdi eşiğime,
Ufuklar açılırdı, sesime, ışığıma.
Besmeleyle su verilmiş bir çelik kılıçtım ben;
Teneke değildim, saç değildim! ...

Tuna, Sakarya kadar Türk’tü; Fırat kadar Türk;
Kılıç tutan iki kolumdu Kırım’la, Kerkük!
Kestiler, acıdan sarhoşum şimdi kör-kütük;
Kendi derdime bile ilaç değilim! ...

Estergon Kalesi bre aman su başı durak,
Git bulut üstümden, git de Vardar Ovası’na bak!
Ne aşklar yaşamıştır orda yürek;
Hilâldim her yerde, hiç haç değildim! ...

Dün er gibi savaşırlardı başı örtülü kızlarımız,
Bu gün cıscıbıllar, şimdi hepsi birer yalancı yıldız.
Ne ezgiler bizim ezgimiz, ne ağızlar bizim ağzımız;
Has ekmektim, baldım, bulamaç değildim! …

Düşmüşüm çemberine ateşin, yağmurun, karın
Kokularıyla yaşıyorum şimdi o eski baharların.
Sür git önüme çıkan haçlı akbabaların;
Önlerinden kaçacak keklik, turaç değildim! ...

Baş benim başımdı, eller benim ellerimdi
Çağlara hükmeden medeniyetimin mayası adaletti, dindi.
Pis uğurlar yüzünden toprağımın bereketi tükendi;
Ben eskiden böyle yoz-kıraç değildim! ...

Şimdi garip çocuklarım yaban ellerinde iş ararlar,
Kiliselerin gölgelerinde ezik ve sürgün yaşarlar.
El uşaklarıysa her gün bir kökümü daha koparırlar;
Eyvah ki eyvah, ben eskiden böyle dalaç değildim! ...

Bahaettin KARAKOÇ (İlkyazda – Haziran 1984)

 

Yaşlı Kadınlar Cemahiriyesi
 
 

Hep duldalı güz şarkıları mırıldanır yaşlı kadınlar
Cennetle Cehennem arasındaki A'râf'ta
İlkbaharları, yazları geçmiştir ömürlerinin
Kışları birer buz çiçeğidir tozlu rafta

Arada bir yürek kıpırdamasın deli deli
Kaşlar biraz divanîdir, gözler biraz celî
Eski aşklar ki kurutulmuş çiçekler misâli
Uçuşup dururlar etrafta

Kimi çiçek tomurcuğu, kimi bir kar topağı
Kimi hep çile pişirmiş ve kapatmış kapağı
Çok umur görmüşleri vardır ki bir yol sapağı
Sanırsınız acele etmişler ömrü israfta

Kimi tesbihini çeker, kimi Kur'an'ını okur
Kimi gönül gergefinde ezgiler dokur
Kiminin yüreğinde hâlâ bir kınalı keklik şakır
Her genç kız kendi sonunu görür bu fotoğrafta

Çokları hiç görmedikleri denizlere açılmamak için
Her sabah güneşle birlikte yeniden yakarlar gemilerini
Oyalı mendillere düğümleyip aşk yeminlerini
Issız bir liman ararlar mushafta

Dudaklar sigara kâğıdı, parmaklar kamış
Gözler ürkek ceylan gözleri, renkli hülyâlara dalmış
Sonunda şişedeki iksir uçmuş, boş şişe kalmış
Simurg gönülleri kanat çırpar Kaf'ta

Garip bir cemahir, kadîm bir resimdir gördüğüm
Say deseler sayamam isim isim, bir kör-düğüm
Kendi sesim yankısız bir mermidir namluya sürdüğüm
Bir mermi ki dönüp dönüp beni vurur hergün, her hafta.

Bahaeddin KARAKOÇ
 

Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Sitenizesayac.com