|
Ne zaman seninle bir gezi düşlesem, Hep arkana bakman var ya vuruyor sekte.
Hâlbuki vakit dar, menzilse çok uzak, Ne umutlar yitecek daha ilk tümsekte.
Yağmurla arıtmak isterim gecenin karasını, Yağmur ki namluya sürülen en son fişekte.
Sende gayret eksik, bende cebîr gücü, En güzel yanımız çürüyor bir ot döşekte.
Olumsuzluk, güneş gibi oturmuş tepemize, Ayrılıklar sürekli diş bilemekte.
Sofrada, seyranda kuşkulu kanat sesleri, Bir yandan dürtmekte, bir yandan gülümsemekte.
Yana yana çekilmiş hiç resmimiz yok, Sen hasada girmişsin, benim tarlam göcekte…
Bahaettin KARAKOÇ (Kar Sesi – Ocak Yay.-1983 / Ankara)
|
Al sana yepyeni bir yüz daha, Kuşlar sevişirken kırılıveren. Dağılır ufuklara şıngır şıngır, Yarısı şiirdir, yarısı porselen.
Al sana yepyeni bir şiir daha, Hayata sevgiyle sarılıveren. Yürek bir güneşi tutkal bilmiştir. Yarısı çiçektir, yarısı porselen.
Al sana yepyeni bir çiçek daha, Gönülden bakınca diriliveren. Mevsimi şaşırmış bir ışık ortalıkta Yarısı bir düştür, yarısı porselen.
Al sana yepyeni bir düş daha, Sular kabarırken duruluveren. Dağlardan, kaynaklardan, ufuklardan Bir deli ezgidir, yarısı porselen.
Al sana yepyeni bir ezgi daha, Işığın tahtına kuruluveren. Sayısız başaktır, sayısız yıldız Yarısı al-kandır, yarısı porselen.
Al sana yepyeni bir damar daha, Sevda yokuşunda yoruluveren. Bir ayağı üzengide, öteki boşta Yarısı bengisu, yarısı porselen.
Bahaettin KARAKOÇ (Kar Sesi – Ocak Yay. 1983 - Ankara) | | |
Bir Sevgi Oylumu Mor Menekşe |
|
Sevgi olmasa, Üşürdüm kuyularda ey dost! Karanlığın rüzgârı dalgalandıkça, Sevgidir çoğaltan soyumuzu; Sevgiliyi andıkça.
Şiir olmasa, Olur muydum sanki şimdi ben? Geçmişin ve geleceğin dilidir şiir. Ne zaman yakalasa beni içimden, Nadide çiçeklerden bir iksir.
Umut olmasa, Yürekte ne ışıyacaktı kandil kandil? O umutlar ki her zaman bir kutlu asa, Yeşertir en çorak gönül topraklarını Çil çil! ...
Düş olmasa, Tükenir miydi hiç penceresiz geceler? Can kendini vururdu yokuşa, Kilitli kapılar gibi Birbirine kilitlenirdi bilmeceler.
Hülyâ olmasa, Ruh nasıl hicret ederdi tâ yıldızlara? Şiir, düş, umut ve hülyâ Bir sevgi oylumu mor menekşe; Selâm kaleme, kâğıda.
Sabır olmasa, Nasıl yumuşatacaktık ayrılığın kemiklerini? Hayatlarımızla bağlı olmasak toprağa, Ezgilere karıştırıp kimyasını Böylesine koklayabilir miydik çiçeklerini?
Hasat vaktidir şimdi, Şiirin en güzel sabahı, Sevginin ak topuklarını yüreğe vurduğu an, Ne ışık, ne rüzgâr, ne de sular uyuyabilir artık; Dipdiri bir medeniyettir kan…
Bahaettin KARAKOÇ (Kar Sesi – Ocak Yay. – 1983) |
| | |
Anadolu Türkçesiyle Bir Ulu Çınar Konuştu |
|
Görkemli geçmişime nice yasaklar koyup, Bizden görünenler kesti benim en gür dallarımı. Dört duvar ortasında acıdan anıt yüzüm; Ben eskiden böyle kuru bir ağaç değildim! ...
Yokluk kılıç kuşanamazdı benim toprağımda, Tuttuğum altın olurdu ellerimde çil çil Ve her selâmım bir ülkeyi beslerdi tekmil; Gözüm tok, gönlüm tok, hiç aç değildim.
Sipahiler uçururdum seferlerden seferlere, Demezlerdi Asya neresi, Avrupa nere? İnsanlığı benden öğrenirdi palazlanan her kefere; Şimdiki gibi Batı’ya muhtaç değildim! ...
Elçiler yığılırlar, yüz sürerlerdi eşiğime, Ufuklar açılırdı, sesime, ışığıma. Besmeleyle su verilmiş bir çelik kılıçtım ben; Teneke değildim, saç değildim! ...
Tuna, Sakarya kadar Türk’tü; Fırat kadar Türk; Kılıç tutan iki kolumdu Kırım’la, Kerkük! Kestiler, acıdan sarhoşum şimdi kör-kütük; Kendi derdime bile ilaç değilim! ...
Estergon Kalesi bre aman su başı durak, Git bulut üstümden, git de Vardar Ovası’na bak! Ne aşklar yaşamıştır orda yürek; Hilâldim her yerde, hiç haç değildim! ...
Dün er gibi savaşırlardı başı örtülü kızlarımız, Bu gün cıscıbıllar, şimdi hepsi birer yalancı yıldız. Ne ezgiler bizim ezgimiz, ne ağızlar bizim ağzımız; Has ekmektim, baldım, bulamaç değildim! …
Düşmüşüm çemberine ateşin, yağmurun, karın Kokularıyla yaşıyorum şimdi o eski baharların. Sür git önüme çıkan haçlı akbabaların; Önlerinden kaçacak keklik, turaç değildim! ...
Baş benim başımdı, eller benim ellerimdi Çağlara hükmeden medeniyetimin mayası adaletti, dindi. Pis uğurlar yüzünden toprağımın bereketi tükendi; Ben eskiden böyle yoz-kıraç değildim! ...
Şimdi garip çocuklarım yaban ellerinde iş ararlar, Kiliselerin gölgelerinde ezik ve sürgün yaşarlar. El uşaklarıysa her gün bir kökümü daha koparırlar; Eyvah ki eyvah, ben eskiden böyle dalaç değildim! ...
Bahaettin KARAKOÇ (İlkyazda – Haziran 1984) |
|
Yaşlı Kadınlar Cemahiriyesi |
|
Hep duldalı güz şarkıları mırıldanır yaşlı kadınlar Cennetle Cehennem arasındaki A'râf'ta İlkbaharları, yazları geçmiştir ömürlerinin Kışları birer buz çiçeğidir tozlu rafta
Arada bir yürek kıpırdamasın deli deli Kaşlar biraz divanîdir, gözler biraz celî Eski aşklar ki kurutulmuş çiçekler misâli Uçuşup dururlar etrafta
Kimi çiçek tomurcuğu, kimi bir kar topağı Kimi hep çile pişirmiş ve kapatmış kapağı Çok umur görmüşleri vardır ki bir yol sapağı Sanırsınız acele etmişler ömrü israfta
Kimi tesbihini çeker, kimi Kur'an'ını okur Kimi gönül gergefinde ezgiler dokur Kiminin yüreğinde hâlâ bir kınalı keklik şakır Her genç kız kendi sonunu görür bu fotoğrafta
Çokları hiç görmedikleri denizlere açılmamak için Her sabah güneşle birlikte yeniden yakarlar gemilerini Oyalı mendillere düğümleyip aşk yeminlerini Issız bir liman ararlar mushafta
Dudaklar sigara kâğıdı, parmaklar kamış Gözler ürkek ceylan gözleri, renkli hülyâlara dalmış Sonunda şişedeki iksir uçmuş, boş şişe kalmış Simurg gönülleri kanat çırpar Kaf'ta
Garip bir cemahir, kadîm bir resimdir gördüğüm Say deseler sayamam isim isim, bir kör-düğüm Kendi sesim yankısız bir mermidir namluya sürdüğüm Bir mermi ki dönüp dönüp beni vurur hergün, her hafta.
Bahaeddin KARAKOÇ |
| | | | | | | | | | |