Haramın azıdişi gereksiz konan her zam Hiç âşık olmamışsa tam olur mu boş adam?
Kara tüylü kırlangıç, her gün hamama gitse Kırlangıcın tüyünü ağartır mı bir hamam?
Geometrik şekiller çiziyor kanatlarım Üzerinde uçtuğum ırmaklara tastamam.
Yüreğim yıldızlara dokunur arada bir Başımı döndürür hep göklerdeki ihtişam.
Şair kepenk indirip bir geziye çıkarsa Şiir kendini asar ve bozulur intizam.
Ey dağlara gidenler, çiçeklere basmayın, Bir çiçek ezilirse artık kalır mı nizam?
Akşamsefası gibi bir garip çiçek gönlüm, Uzaklardan bir yıldız göz kırparken her akşam.
Aydınlatır eşyanın görünmeyen yüzünü Ve susar gizemli kuş, anlat de, anlatamam…
Bahaettin KARKOÇ (Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman Ayışığında Serenatlar –Sıla Kitapları-2001) |
| |
Kiraz Devşirmeye Gitmiştin Hani |
|
Nerden gelirsen gel, yolu uzatma; Kavli erteleme, gönlüm kan ağlar. Her gamzeni sapan yapıp taş atma Camlar şangır-şungur, canda can ağlar. Hortuma dönüşür her toz bulutu, Gölgemin sırtında aşkın tabutu Vadiyi kucaklar görkemli dağlar, İntizarım yoktur, inkisarım var.
Nasıl girersen gir, yüreğim senin; Deri geçir davul, tel takarsan tar. Çiy düşse üstüne ürperir tenin, Ay doğarken göle iner kuğular. Islığıma uladığım ezgiler, Yüreğime belediğim ezgiler, Hicranla tanıştım ah u zarım var İntizarım yoktur, inkisarım var.
Ne dersen de, dinlemeye hazırım Yüreğim mekiktir, sesini sarar Bakışında parlar beyaz huzurum Bir karınca yuvasına yol arar Bekletme, nazlanma, konuş ne olur, Sensizlik bir çöldür ölümü solur, Geç kalan gelişler ne işe yarar İntizarım yoktur, inkisarım var.
Adınla yaklaşsa bana birisi Havalar değişir, yer-gök gül kokar. Bir aşk mağduruyum umut dirisi, Dilekçem cebimde elimi yakar. Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var.
Bahaettin KARAKOÇ (Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman / Ayışığında Serenatlar –Sıla Kitapları- 2001) |
| | |
Ben sevda bölüğünde kıdemli bir askerim Hizmetim sanadır ey tacidarım Canı bir emanet bilir taşırım Bir ırmak delirir geceleri Bir yıldız kayar ötelerden Bir bulut geçer Ay’ın önüne Birden üşürüm Ve seni daha çok düşünürüm ----------Kokunu en sevdiğim güle veriyorsun! ...
Hangi şekle dönüşürsen dönüş Hangi kılığa girersen gir Bilirim ne kadar gerçeksin, ne kadar düş Gönlüm bir şahindir takarım peşine Bulur seni saklandığın yerde Tutar elinden – eteğinden Bana getirir ----------Sen kendini kolay ele veriyorsun! ...
Sarmal bir sevdayla yaşarken aynalar derbendinde Bir Aslıhan oluyorsun, bir Leylâ Beni de mahkûm ediyorsun değişim sürecine Bir Kerem oluyorum, bir Mecnûn Dağlara, çöllere vuruyor içimdeki vâveylâ Firar ettiğimi bilmiyor bölüğüm Kırık gönlümde kırk düğüm ----------Adımı dile veriyorsun! ...
İçimde ebedî bir sürgünlüğü yaşarım Hangi gezegende insem rastlarım izine Dişlerim beyaz kirazlar gibi hep birden sızlar Ve gülümserim dişçinin elindeki demir kerpetene Biraz daha fazla bakabilmek için yüzüne Bir kaya yuvarlanır boşluğa Kimse bir anlam veremez bendeki hoşluğa ----------Sense yakıp külümü yele veriyorsun! ...
Ben sevda bölüğünde kıdemli bir askerim Terhis olsam gidecek bir yerim yok Yüreğimden başka silah taşımam Bütün adresleri iptal ettim Benim senden özge gerçek yârim yok Bir hakkuşu öter geceleri Aşk, mektup yazmaya zorlar beni ----------Sense yeri – göğü sele veriyorsun! ...
Bahaettin KARAKOÇ (Aşk Mektupları – Dolunay Yay. 1999) |
| | |
B u g ü n d e n Y a r ı n a |
|
Dorukta oturur yerden alçaklar Atları ürkütür kuru şakşaklar.... İmanlı horlanır,imansız vurur; Kızıla boyanır en masum aklar. |
| |
|
Bahattin Karakoç | | |
‘Gavurdan dost, domuzdan post olmaz! ’ derdi anam, ‘Kırılan çanak, bir daha dolmaz! ’ derdi anam, ‘Zulm edenin yanına kalmaz! ’ derdi anam... Çiçektik, sulardı, ‘solmadan büyüyün! ’ diye Anlamlı ninniler söylerdi, vitamini bol Dinlerdik, özümlerdik bitevîye...
Düşeni kucaklayıp yerden kaldırır Üşüyeni sevgisiyle sarardı anam, Yanından birazcık ırayıp gitsek Bizi köşe – bucak arardı anam, Rüzgârın dağıttığı saçlarımızı İnce parmaklarıyla tarardı anam... Çiçektik, sulardı, ‘solmayın! ’ diye Hep dua ederdi ‘çirkin ölmeyin! ’ diye...
Yıllar bu minval üzere akıp gitti, Biz büyüdük, annem bizi bırakıp gitti. Bilenler: ‘tam bir Osmanlı kadın! ’ derdi anama. O gitti, onunla Osmanlı gibi bir devir bitti. Bizler aldık insanlık ormanındaki yerlerimizi, Gâvurlar da, domuzlar da ırgalamıyor bizi...
Alıştık, zalimlere omuz vermek ar gelmiyor bize, Poşetlere de girsek dar gelmiyor bize, El ağzıyla konuşmaksa hiç zor gelmiyor bize. Elbet bir gün biz de gideceğiz, evrensel kader bu! Bizim çocuklarımız fışkın sürer aynı ormanda Belki ilkbaharda, belki de harmanda...
Rabb’im çocuklarımızı bizden basiretli kıl, Her mide gurultusunun peşine düşmesin akıl! ...
Bahaettin KARAKOÇ (Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri – Dolunay Yayınları – 2004) |
| |
Birazdan O Katil Uçaklar Geçer |
|
Bu sene hiç güleç olmadı bahar; Çocuklar çok ürkek, çiçekler kirli Havada bir kurşun ağırlığı var, Gökten zulüm yağar, sular zehirli.
Bademler, erikler çiçeğe durmuş Neden fark etmedim bugüne kadar? Kırlangıçlar gelmiş ve yuva kurmuş Hep bende toplanmış kara bulutlar.
Çarşı – pazar dersen boş kalabalık, Dervişin yüreği zikir hâlinde... Bu hâllere sık sık çarpar bir balık, Tesbih yapar sevgiliyi dilinde.
Sahi, balıkların dili nicedir? Her dilden anlarım, ikisi hariç; Bunlar ibranice, ingilizce’dir; Biri mordekay, biri havâric.
En güzel ötücü kuş öttüğünde Dedim ki: - bu ritm aşkın doğası. Kim takılıp kalır toyda – düğünde? Gökçül bir alazdır sabah duası.
Yüreğin mermiyse kalk namluya sür, Birazdan o katil uçaklar geçer... Derin bir açılım ince tefekkür, Ufku velveleye verir serçeler.
Bahaettin KARKOÇ (Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri - 2004) | |
Sen yoksun, kapım düşüncelere açık; Sesimde ritm oldun, düşüme maya. Sen, hüzün perçemim, beyaz karanlık; Dolunaylar gibi doğuver artık, Kutsal ışığınla parlat aşkımı, Parlat ki düş atım aksamaya!
Yıllardır beklerim geleceksin diye Umut tohumlarım güleç ve diri, Bir tılsımlı kuş ol geliver gayri; Geliver kapıma, gitme bir daha! De ki: -'Ebedidir bu aşk, bu bahar.' Çiçeklerin, türkülerin en güzeli yar; Yaşama gücümsün, sensin hayatıma Bir minyatür gibi renk veren rüya. |
| |
|
Bahattin Karakoç | | |
Açmayın yüzünü ölünün O üstünde yatıyor şimdi Vakitsiz solmuş gülünün
Ağlatmayın kızını ölünün Melekler kalıbını alıyor şimdi Kanatları yolunmuş dilinin
Silmeyin izini ölünün Melekler kalıbını alıyor şimdi Üstüne serilecek halının
Çalmayın sazını ölünün O bütün notaları unuttu şimdi Tılsımı bozuldu elinin
İri kanatlı kuşlar götürdü yazını ölünün O sonsuza bakan bir başak gibi Kilidi sökülmüş yolunun |
| |
|
Bahattin Karakoç | |
Ağyârın ağzından duydum yârin geleceğini Vakit geceydi, karanlıktı, yapış yapıştı Yârin ayaklarına taş değmesin diye gelirken Bütün uyku kuşlarını azad ettim Geceye ay oldum ben...
Gül bahçelerinde demlenmiş meltemleri çağırdım Gülsuyuyla yıkadım ufukları Gözcüler bıraktım kapılara Yük hangi yöne ağdırsa ağırlığıyla Öte yöne tay oldum ben...
Gene bir müjdeyle kör kütük sarhoş oldum Gene her kadehteki şarap yârin adı İçtikçe çözüldüm, sabrım kalmadı Fırlamak üzere ok olan canım Hasretle gerilmiş bir yay oldum ben...
Uzaktan geçip gidiyor kervân uzaktan Belki/ler eğiriyorum ince ince Birisi dese ki işte o geldi Ne kadar kızıl bakır gece varsa Hepsine o anda kalay olurdum ben...
Nasıl gireceğim artık konuğu gelmeyen eve Helâl sofralar donatan gönlüme ne diyeceğim Yol kenarlarına dizilmiş ağaçlara Yalnızlığın hangi rengini giydireceğim? Kurban kimliğimle pay pay oldum ben...
Diyelim ağyâr zevk için yalan söyledi Sanki yâr bilmiyor muydu beklediğimi? Kokusu vurup geçti, kendi gelmedi Gün doğacak, düğün gecemizse yaralı Yine ele güne rüsvay oldum ben...
10.1.1988 |
| |
|
Bahattin Karakoç | | | | | | | | | | |